Mediline Hastanesi Elazığ Mediline Hastanesi Elazığ
  • Yıldızbağları Mah. Yunus Emre Bulvarı No:133 /23100 Elazığ
  • 0 (424) 237 11 11
  • 7/24 ACİL

Bilinen ilk AIDS vakaları 1981'de ABD'nin New York ve Kaliforniya eyaletlerinde rapor edildi. AIDS teşhisi konulan ilk şahısların çoğu virüs ile cinsel yolla enfekte olan eşcinsel erkekler ve şırıngaları ortak kullanan damardan alınan uyuşturucu bağımlılarıydı. 1983 yılında Amerikalı ve Fransız araştırmacılar hastalığın nedeninin HIV olduğunu buldular ve 1985'e gelindiğinde bu virüsü tespit eden serolojik kan testleri geliştirildi.

Birleşmiş Milletler'in 2004 raporuna göre dünyada 38 milyon kişi HIV ile yaşıyor, her yıl 5 milyon kişi virüs ile enfekte oluyor ve 3 milyon kişi AIDS'ten ölüyordu. 1981-2008 yılları arasında, 20 milyon kişi AIDS nedeniyle hayatını kaybetti. 2005 yılı başlarında yapılan istatistiksel araştırmalar 40 milyonun üzerinde HIV+ hasta bulunduğunu; 2020 yılındaki istatistikler ise AIDS’ten ölenlerin sayısının ise 1.7 milyonu aştığını göstermiştir.

Tüm dünyadaki HIV pozitif vakalarının %70'i Sahra altı Afrika'dadır. Afrika'daki bazı ülkelerde nüfusun %10'undan fazlası HIV ile yaşamaktadır. Bu oranlar dünyanın diğer bölgelerinde bu kadar yüksek oranda olmasa da Doğu Avrupa, Hindistan, Güney Asya, Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve Karayipler'de hızlı bir artış görülmektedir. Oranlar Batı Avrupa ve ABD'de de artmaktadır. ABD'de yaklaşık 1 milyon kişi HIV ile yaşamaktadır. Asya ülkelerinde en keskin artış Çin, Endonezya ve Vietnam'da görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre HIV antiretroviral tedavisine gereksinim duyan insanların 10 da 9'u tedavi görememektedir.

Hayvanlardan insanlara geçişi ; AIDS zoonoz bir enfeksiyondur. İnsanlar ve aşağı omurgalı (lower vertebrate) hayvanlarda görülür. Genetik olarak HIV'e çok benzer bir virüs, Batı Afrika'da ekvatora yakın bölgelerde yaşayan şempanzelerde bulunmuştur. Maymun bağışıklık yetmezliği virüsü (SIV) olarak adlandırılan bu virüs, henüz şempanzelerde hastalığa neden olmamaktadır. HIV'nin muhtemelen 20. yüzyılın ilk yarısında, maymunların etleri için avlanması ve doğranması sırasında insanlara bulaştığı düşünülmektedir. Afrika yeşil maymunlarında görülen ve SIV'in farklı bir çeşidi olan virüsün ise HIV-2'ye neden olduğu düşünülmektedir. HIV-2 de AIDS'e neden olabilir ancak bu süreç HIV-1'e göre çok daha yavaş gerçekleşir. Şu an dünyada en yaygın insan bağışıklık yetmezliği virüsü HIV-1'dir. HIV-2, başlıca Batı Afrika'da görülür.

HIV virüsü nedir?

HIV, vücudun bağışıklık sistemini alt üst eden bir virüstür. İnsan vücudunu her türlü enfeksiyon ve hastalığa karşı savunan akyuvarları hedef alır. Önce akyuvarların işlevlerini kaybetmesine neden olur, sonrasında ise onları tamamen öldürür. Vücudu koruyan akyuvarların kaybı ile bedenin savunma sistemi çöker. Böylece HIV virüsü taşıyan kişiler için çok basit bir mikrop dahi ciddi ve ölümcül hastalıklara sebebiyet verebilir. Fakat günümüzde birçok HIV ilacı, bu virüsü taşıyan kişilerin sağlıklı bir yaşam sürmelerini ve asla AIDS evresine girmemelerini sağlayabiliyor.

AIDS Nedir?

AIDS, HİV virüsünün insan vücudunda çeşitli hasarlara sebep olarak bağışıklık sistemini çökertmesi, buna bağlı olarak da çeşitli sağlık problemlerine dirençsiz hale gelinmesi olarak tanımlanır. AIDS hastalığına sebep olan virüs, vücutta farklı hastalıkların daha kolay bir şekilde yayılmasını mümkün hale getirir ve yaşam kalitesini ciddi düzeyde sekteye uğratır.

AIDS, HIV virüsünün vücuda girmesi ile birlikte aniden ortaya çıkan bir hastalık değildir. HIV virüsü uzun süre insan vücudunda yer alabilir, buna rağmen bir semptomun ortaya çıkmasına sebep olmayabilir. AIDS ya da HIV testi olarak adlandırılan kan testi aracılığıyla vücutta HIV virüsünün varlık gösterdiği ortaya çıkarılmadığı sürece AIDS hastalığından haberdar olmak duruma göre 10 seneyi dahi bulabilir.

HIV belirtileri nelerdir?

HIV virüsünü AIDS evresine girmeden önce teşhis etmek hastalığın bir adım önüne geçmenizi sağlar. Ancak bu virüs vücuda girdikten iki ya da üç hafta sonra ateş, lenf bezlerinde büyüme, döküntü ve kas ağrısı gibi şikayetler oluşturabileceği gibi hiçbir belirti de göstermeyebilir. Eğer riskli bir ilişkiye girdiğinizi düşünüyorsanız, şüphenizi gidermenin tek ve kesin yolu, ilişkiden en erken 14 gün sonra HIV testi yaptırmaktır.

AIDS hastalığının pek çok belirtisi vardır. Buna rağmen AIDS belirtileri, HIV virüsünün vücuda girmesi ile birlikte hızlı bir şekilde ortaya çıkmaz. Bu konuda en çok sorulan soruların başında "AIDS ne zaman belli oluyor?" sorusu geliyor. Maalesef AIDS vakalarının birçoğunda, belirtilerin ortaya çıkma süresi 10 seneyi bulabiliyor. AIDS'in hafif belirtileri ile ise virüsün vücuda dahil olmasını takiben birkaç hafta içerisinde kendini gösterebilir.

Genel olarak kadın erkek ayrımı yapmaksızın ortaya çıkan AIDS belirtilerini şu şekilde listelemek mümkündür:

Kas ve eklem ağrıları

Baş ağrısı

Mide bulantısı ve kusma

Farenjit

Lenf bezlerinin büyümesi

Deri dökülmesi

İstem dışı kilo kaybı

Ağız içinde derin beyaz yaralar

Çeşitli solunum yolu hastalıkları

Unutkanlık

Vücudun çeşitli yerlerin pembe, kırmızı veya mor renkte lekeler

Uzun süreli ishal

HIV belirtileri, genellikle HIV virüsü vücuda enfekte olduktan 1-2 ay içerisinde kendini gösterir. Bazı durumlarda bu süre 2 haftaya kadar düşebilir. Erken HIV belirtileri sıradan hastalıklar veya sağlık sorunları ile karıştırılabilmektedir. HIV'in bulaşıp bulaşmadığından tam olarak emin olmak için HIV testi yaptırılması gerekir.

Tedavi görmeden HIV virüsüyle yaşayan bir insan, hiçbir semptom göstermese bile, virüsü bir başkasına bulaştırabilir. Vücut sıvılarının değişimi yoluyla virüs bir başkasından diğerine taşınabilir. Ancak bugünkü tedaviler virüsün HIV negatif olan cinsel partnere bulaşması riskini etkin bir şekilde yok edebilmektedir.

AIDS bulaşma Yolları nelerdir?

Kan transfüzyonları ; HIV, Hepatit B ve Hepatit C virüsleri gibi, kan nakliyle bulaşan virüslerdendir. Özellikle hemofili ve Akdeniz anemisi hastaları büyük risk taşır. Yinelenen transfüzyonlar sırasında taşıyıcılardan alınmış HIV+ kan verilebilmektedir. Vericiden alının kan ve kan ürünlerinin kontrol edilmeden tüketildiği sağlık sistemlerinde oldukça önemli bir sorundur.

Cinsel ilişki ; Virüsün bulaşması vajinal, anal veya oral seks sırasında gerçekleşebilir. Bununla birlikte HIV öpüşme ile bulaşmaz çünkü tükürükteki HIV miktarı çok düşüktür. Dünyada kayıtlı milyonlarca bulaştan yalnızca 'bir' tanesinde öpüşme ile bulaş geçekleşmiştir; ancak bu olguda her iki tarafın da aşırı dişeti kanaması olduğu, bulaşmanın nedeninin tükürük ile değil kan ile olduğu belirlenmiştir. Enfekte partnerlerle homoseksüel ya da heteroseksüel ilişkilerde HIV alma riski çok yüksektir. Kadınların erozyonlu genital hastalıklarında, HIV ile karşılaşma riski artar. Kondom kullanılması, AIDS riskini oldukça azaltır. Vajina ve serviks mukozaları, penis sünnet derisinin içyüzü ile anüs ve rektum mukozaları HIV’in bulaşmasının en kolay olduğu epitel yüzeyleridir.

Doğru prezervatif kullanımı HIV bulaşmasını %80 oranında engeller. HIV hem bir erkekten hem de bir kadından bulaşabilir. Herhangi bir cinsel hastalık, HIV bulaşma ihtimalini artırır. HIV'in iki tipi mevcuttur. Tip II'de kadından erkeğe bulaşma ihtimali, Tip I'de ise erkekten kadına bulaşma ihtimali daha yüksektir. Korunmasız anal ilişki esnasında HIV bulaşma riski, korunmasız vajinal ilişkiden daha yüksektir.

Madde bağımlılığı ; Eroin gibi damariçine enjekte edilen maddelere bağımlı olan bireylerin %60’ı aşan bir bölümü HIV+’tir. Ortaklaşa kullanılan enjektörler, enfeksiyonun yayılmasında kan transfüzyonu ve cinsel ilişki kadar önemli vektördür.

Klinikte AIDS riski ; Asepsi ve antisepsi kurallarının uygulanmadığı kliniklerde hastalar kadar hekimler ve sağlık çalışanları da risk altındadır. Sağlık çalışanlarının enfekte enjektör ya da benzeri batıcı-kesici araçlarla yaralanmaları bulaşmalara neden olabilmektedir.

Gebelik ve laktasyon ; Gebelik ve laktasyon fetüs için önemlidir. AIDS'li annenin kanındaki virüs yüklü lenfositlerin plasenta ve anne sütü aracılığıyla fetüse geçmesi olasılığı yüksektir. Doğumdan sonraki ilk yıl içinde belirtiler başlar ve çocuklar 10 yaşına ulaşmadan erişkinlerde saptanan komplikasyonlarla kaybedilirler. Memelerin epitel hücreleri HIV için saklanma ve çoğalma alanları olabilmektedir. Anne sütündeki HIV ve HIV fagosite etmiş makrofajlar fetüsün ağız mukozasını ve bağırsak epiteli engelini kolaylıkla aşabilmektedir. Günümüzde doğuma yakın dönemlerde anneye ve bebeğe uygulanan antiretroviral ilaç tedavileriyle bebeğin virüse yakalanma riskini %0.5′lere kadar indirebilmektedirler.

AIDS tedavi edilebilir mi?

AIDS hastalığının tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayan bir tedavi ya da aşı yoktur. Ancak hastalara verilen bazı ilaçlar AIDS hastalarının yaşam süresini uzatmakta ve hastalıkla birlikte yaşamayı çok daha kolay hale getirmektedir. Pek çok hastalıkta olduğu gibi AIDS’te de erken teşhis, tedavi sürecini kolaşlaştırmada etkilidir.

Türkiye’de ve dünyada AIDS

Birleşmiş Milletler AIDS ile Mücadele Programı (UNAIDS) raporuna göre, dünyada her 17 saniyede bir kişiye HIV virüsü bulaşıyor. Türkiye’de Aralık 2019 tarihi itibarı ile 20 bine yakın sayıda HIV virüsü taşıyan hasta olduğunu ifade ederken, hastalığını gizleyen ya da hastalığının farkında olmayan bireylerle birlikte bu rakamın çok daha yüksek olduğunu da belirtiyor. Avrupa Hastalık Merkezi’ne göre ise, son 10 yıl içinde en çok AIDS tanısı koyulan 3 ülkeden biri Türkiye. 

AIDS ‘den Korunma Yolları Nelerdir?

 - Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılması.

- Tek eşlilik ve partneri tanımak.

- Kontrol edilmiş kan ürünleri kullanılması.

- HIV pozitif virüsü taşıyan, taşıdığından şüphelenilen kişiyle cinsel temas ve kan yoluyla temastan kaçınılması gereklidir.

- HIV pozitif kadına gebe kalmaması tavsiye edilmelidir. Eğer gebe kalmışsa riskleri anlatılmalı, bebeği doğurmakta ısrarlı ise ilaç tedavisine başlanarak risk en aza indirilmeye çalışmalıdır. 

- HIV taşıyıp taşımadığından emin olmadığınız kişilerle gireceğimiz her türlü cinsel ilişkide mutlaka koruyucu yöntem olarak kondom kullanılması gerekmektedir.

- Kan ürünlerinin mutlaka gerekli testlerden geçirilmiş olduğundan emin olmak gerekir.

- Berberde tıraş olurken kendimiz için yeni bir jilet kullanıldığından emin olunmalı.

- Kuaförlerdeki Manikür ve pedikür aletlerinin dezenfekte edilmiş olmasına  dikkat edilmeli

 AIDS Testi (Anti-HIV Testi) Nedir ve Nerelerde Yaptırılır?

 HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. Kandaki bu antikorların ELISA yöntemiyle saptanmasına Anti-HIV testi denir.

 Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır.

 Anti-HIV testinin pozitif olması kanda HIV virüsünün olduğunu gösterir. Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Bu nedenle, kişinin HIV pozitif (Seropozitif) olduğunu söyleyebilmesi için, Westernblood testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir.

 Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir.


Önemli Not: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka hekimlerimize başvurunuz.

Sosyal Medyada Paylaşın: